27.8.09

Ex'ler

Aslında biraz geç oldu ama ancak yazabildim. Nurettin abiyle yenge hanım ayrılmışlar. Allah ikisinin de yolunu açık etsin tabi. Beni ilgilendirmez ama sonra yenge hanımı gazetede boy boy resimlerle görünce irkildim tabi. Üstelik sevgilisiyle.

Nurettin abiyle otomobil zevkimiz tutar. O da benim jipin mavisinden almıştı. Hatta birkaç sefer Akmerkez'in oradaki Çocuk Vakfı Otoparkı'nda karşılaşmışlığımız da vardır. Oradan bir sempatim vardır kendisine. Yenge hanımı o B-cup omuz kasları olan herifle görünce üzüldüm tabi. Nurettin abim de yakışıklı adamdır ama bu yeni herif tam azman. Ustelik de yarı yaşında. Hani allah yardımcısı olsun adamın. Onda bende bulamadığı ne buldu acaba sorusunun cevap listesi en kendine güvenli erkeği bile intihara sürükleyebilir. Alacağın olsun İkoncan yenge.

Bu arada bu ex'ler olayı bu hafta çok dikkatimi çekti. Birinde adam eski eşinin aynısından bir tane daha bulmuş, diğerinde de adam eski eşinden çok daha kokoş ve genç bir sevgili bulmuş. Ve ikisi de toplumsal olarak benzer tenkitler yaşadı. "Ay gitmiş X'in aynısı sevgili yapmış kendine!" "Ay bu kokoş kadında ne bulur bizimki?". Anlamadım ki toplumsal olarak kabul görecek yeni sevgilinin şartları nelerdir ki? Eskimo kadınlarıyla ilişki kuracak değil ya bu adamlar...

21.8.09

Evlenilecek Erkek, Evlenilmeyecek Erkek...

Son zamanlarda bana öyle gelmeye başladı ki kadınlar için evlenilecek erkekler ve sevgili olunacak erkekler var. Hatta ben bunu kendim de uydurmadim. Üç bayanla gittiğim bir kebapçı geyiğinde onlardan da dinledim. (Bu arada kesinlikle erkek kebapçı muhabbetinden daha geyikti. Kadınlardan korktum.)

Sanki kadınlar evlenmek için akıllı uslu adamlar tercih ederken, biraz daha dışa dönük, daha hareketli, daha sosyal erkekleri sevgili olmak üzere tercih ediyorlar ve o erkekleri aslında çok da ciddiye almıyorlar. Kocalarının sosyal olmadığı, evden çıkmayı tercih etmediği, televizyon karşısında uyuduğu vs. gibi konularda şikayet eden pek çok kadın duydum ama yine de bence kadınların tercihi o. Belki de daha emin hissediyorlar kendilerini. Her ne kadar o sevgili tarzı erkekler daha çekici gelse de koca olacak adamın çok çekici olması gerekmiyor ki. Koca olacak adam sağlam olmalı önce. Geleceğe baktığı zaman kadın o erkekle ilgili soru işareti olmamalı kafasında.

Arkadaşlarımda da şahit oldum ben buna. Zıpır zıpır tiplerle flört eden zıpır arkadaşlarım evlenme vakti gelince tipik bir ev erkeği ile evlenip, ev kadını oldular. Hatta yok artık diyeceklerim bile.

Filmlerde bile öyle değil mi? Genelde filmlerde de çekici olarak konumlanan erkekler, hafif serseri, hareketli, dışa dönük tipler. Ama o erkekler genelde yalnız olmazlar mı? Yalniz olmayan erkekler Hugh Grant tarzı olur. Sevecen, iyi, görev adamı tarzı.

Öbür erkekler riskli herhalde. Başka kadınlar da çekici bulabilir. Başka kadınlarla rekabet de risk tabi. Adam zaten hareketli. Her an gözü dışarı kayabilir. Bu da risk. Güvenilmez o tiplere. Korkutur eş adayı bayanı. E ne dedik? Geleceğe baktığı zaman kadın o erkekle ilgili soru işareti olmamalı kafasında.

Neyse allahtan ben sevecen, iyi ve görev adamı tarzı evlenilecek adamım(dım). Bu da James Bond'a kapak olsun. :)

5.8.09

İlişkimi resmiyete döndüm.

Geçen pazar değil de bir önceki pazar 26 Temmuz'da sonunda yeni ilişkimi de resmiyete döktüm. Olayı bu yönünden hiç görmemiştim ama taksici beni dinleyince o söyledi. "Abi ilişikiyi resmiyete dökme vakti gelmişti ha!" Ben de gülümsedim. "Evet ya!"

Evet ya. Bu da resmiyete döküldü. Üstelik de insan yaşlandıkça bu tip şeylere daha çok mu dikkat ediyor nedir, ilk seferinde resmiyete dökmem 3 sene sürmüştü. Bu sefer bir buçuk sene civarlarında. Hızlandım yani. Sağlık raporları, başvurular, evraklar, yatırılan harçlar falan derken ilk seferinde yaşadığım "uff yaa uff!" duygusunu tekrar tekrar yaşadım ama tamamlıyor insan bir şekilde. Derken bir baktım gün gelmiş.

Insan yine de bir heyecan yapmıyor değil. Ilk sefer değil sonuçta. Ilişki de bir buçuk sene olmuş, yeterince ustalaşmışız artık ama yine insan heyecan yapıyor. Yine insanların toplanmasını bekle, yine görevliyi bekle, yine o saçma yolu geç, yine imzayı at... Sonra herşey bitip yalnız kalınca yine "Eee! Ne oldu, ne değişti şimdi anlamsızlığı..."

Neyse kazasız belasız günlerde inşallah...

29.7.09

Kültür Farkı

Ingilizce konuşulan ülkelerin kültürleriyle bizimkisi arasındaki bir fark dikkatimi çekti. İngilizce edilen küfürlerle, Türkçe edilenler arasında ciddi bir fark var. Hayvan adları, nesne adları, meslek adları vs. gibi sıfat küfürlerde aslında bütün dünyada bir parallellik varken, fiil içeren küfürlerde bu parallellik yok.

Fiil içeren küfürlerde bizde nedense bir özne olma durumu söz konusu. Bizde, küfürü eden kişi, küfür edilen kişi ve/veya yakınlarına bir fiil uygular. Bu fiil de büyük bir ihtimalle cinsel içerikli olur. Ama bu bizim kültürümüze özgü bir durum. Örneğin bir Amerikalı birine, küfür edenin, küfür edilenin ebesiyle cinsel ilişkiye girmesiyle ilgili bir küfür edilse muhtemelen Amerikalı "Hey dude, go for it!", "Enjoy!" falan gibi bir cevap verebilir. Aynı şekilde bir Türk'e de "Go f.ck yourself!" gibi bir küfür edilse muhtemelen Türk anlam veremeyeceği için küfür herhangibir etki yaratmayacaktır. Türk de Amerikalı'ya gidip kendi ebesiyle cinsel ilişkiye girmesi ile ilgili bir cümle etse ne Türk tatmin olacak, ne de Amerikalı küfüre anlam verebilecek.

Oralarda cinselliğin tabu olmaktan çıkmasından mı kaynaklanan birşeydir veya oralarda "Kurda boynun niye kalın diye sormuşlar, kendi işimi kendim görürüm demiş." yaklaşımının olmamasından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama böyle acayip bir durum var. Belki de Türkler cinselliğe Amerikalılar'dan daha düşkün ve küfürde bile olsa fırsatı harcamak istemiyorlar. Veya orası Türkiye'den önce endüstri devrimini yaşadığı için dış kaynak kullanma ve delege etme daha yerleşmiş alışkanlıklar olabilir. Sebebi her ne olursa olsun kültürler arasında bir fark olduğu kesin.

21.7.09

Geri Dondum

Geri döndüm. Aslında tam olarak döndüm de sayılmaz ya... Misafir bir yazarın yazısıyla döndüm. Bud Boren. Yazı buraya o kadar uygundu ki aynen kopyalıyorum. Ben de hemen geliyorum.

The Man Rules
Finally , the guys' side of the story. We always hear 'the rules' from the female side. Now here are the rules from the male side.

These are our rules! Please note.. these are all numbered '1' ON PURPOSE!


1. Men are NOT mind readers.

1. Learn to work the toilet seat.
You're a big girl. If it's up, put it down..
We need it up, you need it down.
You don't hear us complaining about you leaving it down.

1. Sunday sports. It's like the full moon or the changing of the tides. Let it be.

1. Crying is blackmail.

1. Ask for what you want. Let us be clear on this one:
Subtle hints do not work!
Strong hints do not work!
Obvious hints do not work!
Just say it!

1. Yes and No are perfectly acceptable answers to almost every question.

1. Come to us with a problem only if you want help solving it. That's what we do. Sympathy is what your girlfriends are for.


1. Anything we said 6 months ago is inadmissible in an argument. In fact, all comments become null and void after 7 Days.


1. If you think you're fat, you probably are. Don't ask us.

1. If something we said can be interpreted two ways and one of the ways makes you sad or angry, we meant the other one.

1. You can either ask us to do something or tell us how you want it done. Not both. If you already know best how to do it, just do it yourself.

1. Whenever possible, please say whatever you have to say during commercials.

1. Christopher Columbus did NOT need directions and neither do we.

1. ALL men see in only 16 colors, like Windows default settings... Peach, for example, is a fruit, not A color. Pumpkin is also a fruit. We have no idea what mauve is.

1. If it itches, it will be scratched... We do that.

1. If we ask what is wrong and you say 'nothing,' We will act like nothing's wrong. We know you are lying, but it is just not worth the hassle.

1. If you ask a question you don't want an answer to, expect an answer you don't want to hear.

1. When we have to go somewhere, absolutely anything you wear is fine... Really.

1. Don't ask us what we're thinking about unless you are prepared to discuss such topics as baseball or motor sports.

1. You have enough clothes.

1. You have too many shoes.

1. I am in shape. Round IS a shape!

1.4.09

Voodoo


Mimlenme olayını ilk duyduğumda voodoo büyüsü gibi birşey geldi gözümün önüne. Hani sanki birisi sana küçük iğneleri saplıyor gibi "mimledimmmm... al bir mimledim daha..." derken. Allahtan sonradan anladım olayın iç yüzünü de rahatladım.

Sonra hiç beklemediğim bir anda, tam bloglara bakmaya biraz ara vermişken bir baktım, çaat mim! Allah dedim iyi ki farkettim.

Şansıma keyifli bir konu. Mimlenmek de havalı geldi şimdi. Hoşuma gitti yani açıkçası. Neyse gelelim asıl konuya:

1. Çocukken daha fazla haşarı olma fırsatını kaçırdım. O zaman da haşarıydım ama nedense büyüklerin beni frenlemelerine boyun eğdim. Şimdiki aklım olsa kesin Home Alone olurdum.
2. Çocukken çocukluğun geçici bir ayrıcalık olduğunu anlayacak kafadan yoksundum.
3. Çocukken kendi sakarlıklarım ve gözü karalıklarım yüzünden yaralanmış olabilirim. Hatta olabilirim değil de yaralandım.
4. Çocukken Galaktika'daki Starbucks, Simon Templair ve James Bond olmayı hayal ederdim. Hoş büyünce de değişmedi bu. Şimdi biraz James ya da biraz Simon olsam fena mı olur? Jag veya Aston Martin kullanıp, Monte Carlo'da votka içsem...
5. Çocukken bir denizaltida yaşamak isterdim.
6. Evimizde asla yeterli huzur olmadı.
7. Çocukken daha fazla zamana ihtiyaç duyardım. Hep yapacak çok şey ama az zaman vardı. Hava kararırdı ve eve dönmek gerekirdi. Evde de hemen uyku vakti gelirdi. Zaten kışlar kayıptı. Yazık oldu.
8. Bir daha asla dünyayı çocuk gibi göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca hep çalışkan ve sorumlu çocuklar nasıl olur da çalışkan ve sorumlu olur diye merak ettim. Bu muammayı hala çözemedim ama artık boşverdim.
10. Küçük gri Porsche'min kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım. Ama şimdi daha çok çocukluğumun, saflık, temizliğimin ve hayatımın renklerinin kaybından dolayı kendimi suçluyorum. Bir de o zamanki seçeneklerin. Büyüyen bir çocuğu gördükçe insan büyümekten ve olgunlaşmaktan o kadar tiksiniyor ki...

İşte böyle böyle... Eğlenceliymiş.

Kasisler

Şu Istanbul trafiğinde araba kullananlar gerçekten çok enteresan insanlar. Şu Istanbul trafiğinde araba kullanan herkese trafikteyken psikolojik bir test yapmak lazım. Trafikte diyorum çünkü eminin ki o yollardaki delilerin çoğu arabadan indikleri anda gayet akıllı uslu insanlar oluyorlardır. Olay direksiyonun arkasındayken!

Bu arada ben de bu insan grubunun bir üyesiyim ve burada bahsetmek istediğim şeyleri ben de zaman zaman kesin yapıyorumdur ama trafik, memleket meselesi gibi konularda adettendir ya, insanlar kendilerini tenzi ederler, ben de oyle yaptım.

Istanbul trafiğinin keşmekeşi, kurallara uyulmaması falan gibi bir konuya hiç girmeyeceğim. Hem çok yersiz olur, hem de çok konuşulmuş. Ben özellikle bir detaya değinmek istiyorum. Kasisler.

Istanbul trafiği sürücüleri için kasisler insanlardan değerli gibi geliyor bana. Gerçekten inanmayan varsa dikkatli bir izlesin. Yolda yaya varken frene dokunmayan insanlar, kasis görünce neredeye arabalarından inecek, arabayi kaldirip kasisin öbür tarafına koyacak, tekrar içine binip gidecek kadar saygılıdırlar kasislere. Veya yolda kocaman bir S çizebilirler kasislerin kaldırım / refüj tarafındaki boşluklardan geçebilmek, hiç yoksa sadece tek tekerlekleriyle kasise temas etmek için. Ama aynı nokta yaya geçidi bile olsa, karşıdan karşıya geçen yayayı gören aynı sürücü, fren yapmaktansa yayanın önünde, arkasında bir boşluk kaldıysa oradan geçmek için atılır. Yok olmazsa da üzerine sürüp korna çalar acele etsin diye. Bir sürücünün karşıdan karşıya geçen bir yaya veya kırmızı ışık yeşile döner dönmez önündeki bir araba için gösterdiği sabırla, bir kasis gördüğündeki davranışlarını izlerseniz göreceksiniz ki kasis sürücünün eşi, çocuğu, canı kadar önemli bir parçasıdır yolların.